Son Yazılarım
Kategorilerim
- Arabesk muzik dinle-genel-
- Ask Hikayeleri
- Atasozleri Sozlugu
- Ataturk_ve_hayati
- avrupa yakasi burhan youtube izle indir
- baris akarsu bedava mp3 indir full album download
- bedava mp3 indir
- biyografi edebiyat turkce kitap ozeti
- burak kut bedava mp3 indir full album download
- canli video izle
- cep telefonlari
- Cep Telefonu Temalari
- cografya_turkiye-ders-
- dini bilgiler islam
- Diyet ve kilo verme yontemleri
- download album full bedava mp3 nil karaibrahimgil
- ferdi tayfur bedava mp3 indir full album download
- Fikralar-eglence-komedi
- Fizik Kimya Biyoloji ders anlatimi
- Gulben Ergen bedava mp3 indir
- gullu arabesk mp3 dinle indir
- gullu-bedava-mp3-indir-yukle-melodi
- gulsen mp3 indir full album bedava
- guzel sozler ask-damar-anlamli-bayram mesajlari
- Hande Yener bedava mp3 indir full album download
- iman-islamiyet-
- kitap_inceleme_ozetleri
- knight online Edana Pathos vs
- Koca Kafalar Komedi video izle
- mahsun kirmizigul bedava mp3 indir full album
- Makaleler ve serbest yazilar
- matematik-ders-
- motorlu araclar-otomobiller
- msn-messenger
- muslum gurses bedava mp3 indir
- Muslum Gurses muzik dinle
- mustafa sandal full album indir bedava mp3
- Namaz ve onemi
- paris hilton video izle
- Peygamberimiz Hz-Muhammed
- resimler_galerisi
- rober hatemo mp3 indir
- Saglik
- sagopa kajmer
- sibel can bedava mp3 indir full album download
- siirler
- SOHBET
- Tarih-ders-
- Turkce ve Edebiyat
- Videolar
- wallpaper duvar kagidi temalar indir
- Yemek Tarifleri corbalar zeytinyagli
Arkadaşlarım
Bağlantılarım
Unutulmaz Bir Aşk Hikâyesi
25/10/2007 ·
Unutulmaz Bir Aşk Hikâyesi
Latif, bir çoban… Saf huylu, düşünceli, temiz kalpli bir çoban… Bir
gün, koyunlarını otlatırken nehre su almaya inen güzeller güzeli
Latife’yi gördü. Ve ona âşık oldu. Aşkıyla her gece yanıp tutuştu.
Latife, o kadar güzel bir kızdı ki köyün tüm genç delikanlıları ona
âşıktı. Fakat Latife’nin babasının korkusundan Latife’yle değil
görüşmek, göz göze bile gelemiyorlardı. Ama bizim saf huylu çobanımız
Latife’ye öyle bir âşık olmuştu ki, aşkı için dağları bile delip
geçerdi. Öylesine seviyordu Latife’yi. Latife, Latif adlı çobanın
kendisine âşık olduğunu daha sonra öğrendi. Ve o da bir gün Latifle göz
göze geldi. Artık o da Latif’e vurulmuştu.
Latife’nin babası, adamlarına kızına âşık olan çoban Latif’i
bulmalarını emretti. Maho Ağa (Latife’nin babası) kızının bir çobana
âşık olmasına çok sinirlenmişti. Onun kızının ancak bir saraya gelin
olabileceğinin düşüncesindeydi. Ama o sadece kendi düşüncesi… Latife
babasından çok farklı düşünüyordu. O, gönlünün sevdiği kişiyle
evlenmeyi istiyordu. Neyseki bizim çoban Latif, Maho Ağa’nın adamlarına
yakalanmamıştı. Çoban Latifle, güzeller güzeli Latife gizlice
buluşuyorlardı. Maho Ağa bu durumdan oldukça rahatsızdı. Adamlarına:
—Eğer o çobanı bulamazsanız bir daha gözüme gözükmeyin! Diye sert bir
ses tonuyla çıkıştı. Adamları hemen Maho Ağa’nın yanından dağıldılar.
Dağılışlarında uğultu ön plandaydı. Nasıl yakalayacaklarını
düşünüyorlardı, daha önce tüm çabalarına rağmen Çoban Latif’i
yakalayamamışlardı. Maho Ağa bu uğultunun arkasından adamlarına:
—Dediklerimi duydunuz, eğer yakalayamazsanız bu köyden gidin! Diye seslendi.
Latif ile Latife, güneşin etrafı tepeden gözlemlediği, yapraklarının
sürçüşmesiyle oluşan uğultunun kulağa hoş bir verdiği, bir yaşlı çınar
ağacının altında el ele tutuşmuş bir vaziyette konuşuyorlardı. Maho
Ağa’nın adamları onları birkaç kilometreden fark etmişlerdi. Ellerinde
silahlarıyla onlara doğru yaklaşıyorlardı. Latife babasının adamlarının
kendilerine doğru yaklaştıklarını fark etti ve hemen Latif’i uyardı.
Onu:
—Latif’im! Hemen ayrılmalısın yanımdan. Babamın adamları geliyor!
Ellerinde silahları var! Çabuk ol! Çabuk! Diye kaçması için uyardı.
Latif, önemsemedi pek… Ama Latife’nin yalvarışları karşısında tehlikeyi süzmüştü. Latife’ye:
—Sen de gel Latifem! Sen de gel, dedi. Latife:
—Olmaz, gelemem… O zaman peşimizi bırakmazlar. Hiç değilse git, merak
etme peşinden gelmemeleri için onları oyalarım, dedi. Latif:
—Ben yakalanmaktan korkmuyorum Latif’em. Ben senden ayrı düşeceğim için
korkuyorum. Buluşalım, sonra buluşalım, dedi. Latife telaşla:
—Tamam, ama şimdi gitmelisin, çabuk gitmelisin, diye yalvardı.
Latif, Latife’nin alnından öpüp ellerini okşadı, sonra da oradan
ayrıldı. Bir süre sonra Maho Ağa’nın adamları oraya geldi. Latife’yi
alıp ***ürdüler. Geç kaldıkları için Latif’in peşinden gitmekten de
vazgeçtiler…
Konaktayız…
Maho Ağa’nın adamları, konağa gelmişlerdi. Telaşla Maho Ağa’nın ayağına gittiler. Maho Ağa hınçla:
—Ne oldu buldunuz mu çobanı? Diye sordu adamlarına.
Adamlarından biri öne atılarak:
—Daha önemlisi kızınızı bulduk ağam, dedi.
Maho Ağa:
—Kızım zaten eninde sonunda buraya gelecekti. Ben size bir daha kızımın o çobana gitmemesi için çobanı bulun demedim mi?
Adamları birbirlerine bakışarak, kızıştılar. Maho Ağa gür bir sesle:
—Susun! Derhal pılınızı pırtınızı toplayın köyden defolun gidin! Diye söylendi adamlarına…
Adamlarından biri atılarak:
—Bize bir şans daha verin ağam son bir şans daha, diye yalvardı.
Bu söz adamları arasında birkaç defa tekrarlanarak bir uğultu haline
geldi. Maho Ağa son bir şans daha tanımıştı adamlarına… Adamları
yarından tezi yok yola düşme kararı almışlardı kendi aralarında…
Çoban Latif üzgün ve düşünceli adımlarla koyunlarını otlatıyordu. Bir
kavak ağacının altına uzandı. Derin derin düşüncelere daldı. Latife’yi
düşünüyordu. Onun gündüzleri güneşin ışıkları altında bir deniz gibi
dalgalanan masmavi gözlerini düşünüyordu. Onun bir su gibi kaygan ve
ışık vurunca parlayan yüzünü düşünüyordu. Düşünceler arasında dönüp
duruyordu ki duyduğu bir ses onu hayallerinden alı koydu. Uyandığında,
koyunlarıyla oynaşan elinde, uzun, ince bir sopa olan, uzun kirli,
yırtık pırtık pardösülü, başında parçalanmış bir takke olan ve yamalı
pantolonlu bir adam gördü. Galiba o adam köyün delisiydi. Latif ayağa
kalktı ve deliye seslendi. Deli, Latif’in yanına koşarak yaklaştı ve
ona:
—Nabber nassın? Nassı gidiyo? Diye sordu. Latif, şaşkın bakışlarla Deli’ye:
—İyiyim, iyiyim de senin adın ne? Diye sordu. Deli gülerek ve ellerini çırparak cevap verdi:
—Mennan! Mebus Mennan! Mebus! Mebus olacam Mebus! Ben Mebus’um Mebus! Diye söylendi Latif’e…
Latif güldü. Ve Mennan’a:
—İyi o zaman. Benimle dost olur musun? Diye sorduğunda Mennan gülerek ve ellerini çırparak:
—Tamam ol! Ama sadece ol! Başka bir şey olma! Mebus olma haa… Ben olcam mebus ben! Ben! Ben! Diye söylendi…
Latif, elini Mennan’ın omzuna atarak beraber koyunların yanına doğru yürüdüler ve uzun uzun konuştular…
Sabah olmuştu. Maho Ağa’nın adamları sabah erkenden kalkmış ve çoban
Latif’in kaldığı kulübeyi aramaya koyulmuşlardı. Sorup soruşturup,
bilip biliştirip sonunda çoban Latif’in kulübesini bulmuşlardı. Aniden
kapıyı kırarak kulübeyi bastılar. Ama kulübede kimse yoktu. Çünkü çoban
Latif, dün tanıştığı Mennan’ın kulübesinde kalmıştı.
Mennan’ın Kulübesindeyiz…
Mennan sabah yemeği için tavşan yakalamıştı ve onu kızartıyordu.
Tavşanın kızarmış etinin kokusu, kulübede uyuyan Latif’in burnunda
tütüyordu. Latif bu kokuyla uyandı ve gözlerini ovuşturdu, etrafa şöyle
bir bakındı. Yatağından kalkarak Mennan’ın yanına geldi ve ona:
—Ne güzel bir yemek, dedi.
Mennan gülerek ve ellerini çırparak:
—Güzel, güzel… (Suratını asarak) Güzel olan yemek değil, güzel olan
tavşan. Ve ben tavşanın canına kıydım. (Kendine kızarak) Ama eğer ben
kıymasam aç kalacaz, aç kalacaz. (Sesini alçaltarak) Ama ben kıymasam
belki tavşan çok mutlu olacaktı, çok mutlu olacaktı! Diye söylendi
kendi kendine…
Latif, Mennan’ı anlıyordu az da olsa. Ve ona şöyle dedi:
—Sen onu öldürmesen o kendine kendisini öldürecek birini arayacak,
Mennan. Sen eğer onu öldürmeseydin o başka birine vurulacak. Eğer sen
onu öldürmeseydin aç kalırdık ve ben de bu güzel kokuyu bir daha
hissedemezdim. Hayatımdaki en güzel an, dedi ve biraz durdu, düşündü
sonrasında:
—Tabi Latife’yi gördüğüm andan sonraki, diye söylendi kendi kendine.
Mennan, Latif’e dönerek:
—Latife kim? Diye sordu.
Latif:
—Latife, benim. Latife de ben… Ben oyum o da ben… Ben neysem o da o… O
neyse ben de o… Ben onu çok seviyorum Mennan. Anlıyor musun?
Mennan yutkunarak:
—Anlıyorum, dedi ve boynunu yere doğru eğdi.
Aradan günler geçti. Latif ile Latife zaman bulduklarında buluşuyorlardı. Latife, Mennan ile de tanışmıştı.
Maho Ağa’nın sabrı taşmıştı artık. Kızını, o çobandan kurtarmanın tek
yolunun şehre taşınmanın olduğunu düşünmüştü. Zaten işi de vardı
şehirde. Hemen toplandılar ve yola koyulmak için gün saydılar.
Latife, babasının bu kararını Latif’le paylaştı. Latif isyan etmişti. Küplere binmişti.
Latife:
—Artık kader bize sırtını çevirdi Latif’im. Artık babamın bu kararı
değişmez. Kaçır beni desem, köyün dışına bile çıkamayız. Her yer
babamın emrinde. En iyisi şehre taşınalım biz, sonra sen beni şehirden
alırsın, kaçarız…
Latif:
—Sen git, ben daha sonra düşünürüm. Ama şunu sakın unutma, eninde
sonunda kader şahidimiz olsun ki birleşeceğiz. Ben seni çok seviyom,
hem de çok! Diye haykırır… Bu ses dağlardan dağlara yankılanır ta Maho
Ağa’nın kulağına kadar gider. Maho Ağa gür bir sesle:
—Latife! Diye haykırır.
Yoldayız…
Maho Ağa özel bir arabayla köyün çıkışına varmıştı. Arabayı durdurdu ve çıkış görevlisinden birine:
—Bu civarlarda Çoban Latif diye biri var. Onun bu köyün dışına çıkmasına izin vermeyin. Sakın! Diyerek uyardı.
Görevli:
—Tamam, efendim, dedi.
Arabayla oradan ayrıldılar.
Çoban Latif derin düşünceler içinde Latife’yi köyün çıkışına yakın olan
bir tepeden uğurladı. Yanında Mennan da vardı. Mennan, Latif’e:
—Düşünme, bir yolunu bulucaz, buluşacaksınız, birbirinizden haber alacaksınız…
Aradan aylar geçti. Latif aylarca Latife’den bir haber alamadığına
yanıyordu. Yoksa Latife onu unutmuşmuydu. Zengin çocuğu onun aklını
çelmişmiydi diye düşünüyordu. Eli kolu bağlıydı. Köy dışına da
çıkamıyordu.
Mennan, Latif’in yanına geldi ve Latif’e:
—Neden üzülüyon? Diye sordu.
Latif:
—Neden sordun? Dedi.
Mennan:
—Yüzün üzgün, gözlerin ağlıyor.
Latif:
—Latifem’den uzak, yapayalnız, çaresiz olmaktan üzülüyorum. Ona üzülüyorum. Bir haber bile alamıyorum.
Mennan gülerek ve ellerini çırparak:
—Artık haber alacaksın. Aylardır proşe yapılıyodu… Araya Latif girdi:
—Ne projesi? Diye sorduğunda Mennan sözüne devam etti aynı tavırlarıyla:
—Telgraf proşesi…
Latif sevinç içinde:
—Ne yani bizim köye de mi telgraf döşeniyor? Diye sordu.
Mennan:
—Evvet, öyle diyolardılar, dedi…
Latif hemen köye indi. Sevinçle, Latife’ye çekeceği telgrafı düşünerek,
telgrafın çekildiği yerin yakınına geldi. Sıra çok uzundu. Mennan ve
Latif şaşkın gözlerle o kalabalığa bakıyordu. Sıra hiç bitmiyordu. Bir
çeken bir daha çekiyordu. Telgraf bu köye okuma yazmayı geliştirme ve
teknolojiyle daha yakınlaşma amacıyla yapılmıştı. Telefon da olabilirdi
fakat telgraf yazışmayla olduğundan hem okuma yazmada katkı sağlayacak
hem de haberleşmede kolaylık sağlayacaktı. Telgraf, Latife’nin gittiği
şehir ile Latif’in olduğu köy arasında haberleşme yapılsın diye deneme
amaçlı çekilmişti. Latif saatleri sayıyordu. Bir kere şansını denedi ve
hemen kalabalığa atıldı ve hırslı köylülerin arasından bir ton azar
işiterek ayrıldı. Bunun böyle olmayacağına kara verdi. Bekledi. Aradan
aylar geçti. Bahar mevsimi gelmişti. Latif, telgrafın tellerine şöyle
bir baktı dikkatlice. Mennan da bir Latif’e bir de tellere bakıyordu.
Latif bir anda telgrafın tellerine kuşların konmasıyla baharın
geldiğinin farkına varmıştı. Ve içten bir sesle:
—Telgrafın tellerine kuşlar mı konar, herkes sevdiğine yârim, Latif’em böyle mi yanar, diye mırıldandı.
Mennan hemen eline aldığı mürekkepli kalemle, çıkardığı kâğıdın üzerine Latif’in dediklerini yazdı.
Latif daha sonra kalabalığa baktı ve:
—Telgrafın tellerini arşınlamalı, yar üstüne yar seveni de be gülüm kurşunlamalı, diye mırıldandı tekrar.
Mennan bu sözlerini de kaydetti.
Latif, Mennan’a:
—Hadi kalk, gidelim, dedi.
Mennan:
—Tamam, deyerek elindeki malzemeleri sakladı.
Telgraf direklerine kuş bakışı bakan bir tepeden Latif tekrar mırıldandı:
—Telgrafın direkleri semaya bakar, senin o ahu gözlerin çok canlar yakar. Benim ki gibi… Latif’em, Latif’em, diye…
Mennan bu sözlerini de kaydeder. Latif, Mennan’a:
—Ne yazıyorsun? Diye sorduğunda Mennan:
—Hiç, hiçbir şey… Kaçmak için planlar yapıyom.
Latif:
—Ne planı?
Mennan:
—Ne planı olacak, senin Latife’ne kavuşma planını…
Latif güldü ve solgun bakışlarla, hevessiz tavırlarla:
—Nasıl, her yer Maho Ağa’nın adamlarıyla sarılı, dedi.
Mennan:
—Ne olacak, biz de dağlardan kaçarız.
Latif:
—Nasıl yani?
Mennan:
—Yanımıza alcaz bir şeyler sonra da dağların arkasından şehre inecez. Hem daha kestirme.
Latif sevinçle ve umutla:
—Tamam, o zaman ben hemen hazırlıklara başlayayım, diyerek hazırlıklara başladı.
Mennan:
—Tamam, dedi.
Hazırlıklarını tamamlamışlardı. Her şey hazırdı. Hemen yola koyuldular.
Yolda eğlenceli anlar yaşadılar. Ama gittiklerinin farkında olan Maho
Ağa’nın köydeki diğer adamları hemen ellerindeki silahlarla deli Mennan
ile çoban Latif’in peşine düştüler. Latif ile Mennan her şeyden
habersiz dağları aşıp şehre inmeyi planlıyordu. Yollarına devam ederken
silah sesi duyuldu. Arkalarına bakındılar ve Maho Ağa’nın adamlarının
kendilerine doğru koştuklarını gördüler. Hemen kaçmaya başladılar. Maho
Ağa’nın adamlarından birinin ayağı iki taş arasına takıldı. Adamın
ayağı bileğinden kırılmıştı. Acılar içerisinde kıvranıyordu. Arkadaşı
onu bıraktı ve ikisinin peşinden koşmaya devam etti. Ayağı kırılan adam
ise daha fazla acıya dayanamadı ve kendisini silahıyla öldürdü. Mennan
dağın ormanlık alanının kestirme olduğunu düşünerek Latif’le birlikte
karanlık ormana daldılar. Maho Ağa’nın adamı ormanın yakınına geldi ve
izlerini kaybettiğini anlayınca geri döndü. Karanlık iyice bastırmıştı
ve Maho Ağa’nın adamı dağın yamaçlarında bir ayı tarafından
parçalanarak öldürüldü. Latif ve Mennan ise ormanın derinliklerinde
korku içinde yollarını bulmaya çalışıyorlardı. Bir anda karanlık orman
içinden bembeyaz bir ışık göründü. Hemen o ışığa doğru koştular.
Sonunda şehre varmışlardı. Latif sevinçle dağın yamacından aşağı
inerken karşısına ayı çıktı. Latif hemen durakladı ve heyecanlandı,
korkmuştu. Daha önce ayıyla karşılaşmıştı ama bu ayı sanki Latif’in,
Latife’yle buluşacağını biliyordu ve sanki bir şeytanmış gibi ikisinin
bir araya gelmemesi için pençelerini savuruyordu Latif’in üzerine.
Latif ölümle iç içeydi. Mennan arkasından bağırarak:
—Yat, yat aşağı yat! Öl! Ölme numarası yap! Yap, diye seslendi. Kendi
de ölme numarasını yaptı. Latif de arkasından kendini bıraktı yere. Ayı
ikisinin üzerini kokladıktan sonra oradan uzaklaştı. Mennan etrafına
tek gözünü açıp bakındı ve Latif’e:
—Uyan! Uyan! Gitti, diyerek ayağı kalktı. Latif de sanki yeni uykudan
uyanırmış gibi kalkarak yoluna sarhoş adımlarla devam etti. Mennan da
Latif’in koltuk altına girerek beraber indiler dağın yamacından…
Latif, şehre inmişti. Sorup soruşturup, bilip biliştirip sonunda
Latife’nin ve babasının yaşadığı evi bulmuştu. Hemen evin önüne geldi
ve müstakil evin camına ufak bir taş attı. Latife, perdeyi açtı, sonra
taşı atanın Latif olduğunu görünce pencereyi de açtı.
Latife:
—Latif’im. Sen misin?
Latif:
—Evet, bir tanem senin için dağları yarıp gelmesem de dağları aşıp geldim…
Latife:
—Olsun yine geldin ya… Biliyordum…
Latif:
—Sana ne dedim kader şahidimiz olsun ki birleşeceğiz.
Mennan tam zamanı düşüncesiyle Latif’in efkârlıyken söylediği sözleri
kaydettiği kâğıdı Latif’e verdi. Latif kâğıda şöyle bir baktı ve
Mennan’a:
—Nedir bu? Diye sordu.
Mennan gülerek:
—Oku, dedi.
Latif okumaya başladı kâğıttaki yazıları güzel bir üslupla ve ses tonuyla:
— Telgrafın tellerine kuşlar mı konar
Herkes sevdiğine yârim böyle mi yanar
— Telgrafın tellerini arşınlamalı
Yar üstüne yar seveni kurşunlamalı
— Telgrafın direkleri semaya bakar
Senin o mahrur gözlerin çok canlar yakar
Okudu. Elindeki kâğıdı bıraktı ve kendi ekleme yaptı:
—Yanıma gel yanıma da yanı yanı başıma
Şu gençlikte neler geldi cahil başıma…
Latife kendisi için yazılan bu mısraları çok beğendi. Babası hemen arkasından gözüktü ve Latif’e:
—Okuduğun mısraları dinledim evladım. Haklısın aslında. Kızımı böyle
seven birini daha görmedim. Gerçekten sizin aşkınız Ferhat ile Şirin
gibi… Tam bir aşk... Ben bu aşkın karşısına dikilirsem ömrüm ne çok
olur ne de sonum hayırlı… En iyisi siz beni affedin de buradan sevinçle
ve hayırlı bir iş sonunda köyümüze dönelim.
Latife, babasına dönerek:
—Hayırlı iş? Diye sordu.
Maho Ağa:
—Evet, sizi evlendireceğim. Ama beni affederseniz…
Latif sevinçle:
— Telgrafın direkleri semaya karşı
Gel güzelim barışalım düşmana karşı
— Telgrafın direkleri semaya karşı
Gel güzelim barışalım düşmana karşı
— Yanıma gel yanıma da yanı yanı başıma
Şu gençlikte neler geldi cahil başıma…
Latif ile Latife köye dönmüşlerdi. Düğünlerini yapıp mutlu ve huzurlu bir hayat yaşadılar…
Latif ile Latife evlendiler de Mennan ne yaptı derseniz, Mennan kendine
göre birini bulmuştu. O da Latif gibi âşık olmuştu. Onun aşkı da
dillere destandı. Ama o Latif gibi hiç zorluklarla karşılaşmamıştı. Eee
nasıl olsa mebustu…
19 yüzyılın ve modern çağın en köklü bir aşk öyküsü olmuştu bu aşk…
SONSUZA KADAR LATİF VE LATİFE’NİN AŞKI DÜNYADA HER BAHAR KUTLANIYORDU…
“TELGRAFIN TELLERİNE KUŞLAR MI KONAR” ADLI PARÇADAN ESİNLENEREK YAZILMIŞTIR. ALINTI DEĞİLDİR. HAYAL ÜRÜNÜDÜR…
Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır