Son Yazılarım
Kategorilerim
- Arabesk muzik dinle-genel-
- Ask Hikayeleri
- Atasozleri Sozlugu
- Ataturk_ve_hayati
- avrupa yakasi burhan youtube izle indir
- baris akarsu bedava mp3 indir full album download
- bedava mp3 indir
- biyografi edebiyat turkce kitap ozeti
- burak kut bedava mp3 indir full album download
- canli video izle
- cep telefonlari
- Cep Telefonu Temalari
- cografya_turkiye-ders-
- dini bilgiler islam
- Diyet ve kilo verme yontemleri
- download album full bedava mp3 nil karaibrahimgil
- ferdi tayfur bedava mp3 indir full album download
- Fikralar-eglence-komedi
- Fizik Kimya Biyoloji ders anlatimi
- Gulben Ergen bedava mp3 indir
- gullu arabesk mp3 dinle indir
- gullu-bedava-mp3-indir-yukle-melodi
- gulsen mp3 indir full album bedava
- guzel sozler ask-damar-anlamli-bayram mesajlari
- Hande Yener bedava mp3 indir full album download
- iman-islamiyet-
- kitap_inceleme_ozetleri
- knight online Edana Pathos vs
- Koca Kafalar Komedi video izle
- mahsun kirmizigul bedava mp3 indir full album
- Makaleler ve serbest yazilar
- matematik-ders-
- motorlu araclar-otomobiller
- msn-messenger
- muslum gurses bedava mp3 indir
- Muslum Gurses muzik dinle
- mustafa sandal full album indir bedava mp3
- Namaz ve onemi
- paris hilton video izle
- Peygamberimiz Hz-Muhammed
- resimler_galerisi
- rober hatemo mp3 indir
- Saglik
- sagopa kajmer
- sibel can bedava mp3 indir full album download
- siirler
- SOHBET
- Tarih-ders-
- Turkce ve Edebiyat
- Videolar
- wallpaper duvar kagidi temalar indir
- Yemek Tarifleri corbalar zeytinyagli
Arkadaşlarım
Bağlantılarım
Bir Kaçışın Öyküsü
25/10/2007 ·
BİR KAÇIŞIN ÖYKÜSÜ
Salihli askeri kışlası, kentin güney batısında büyük bir yer kaplar.
Kışlanın üç yanından yol, bir yanından ise kışları akan, yazları
kuruyan dere geçer.
Kışlanın kuzeyinde oturan halkın çoğu yoksul insanlardır. Bu yoksul
insanların içinde, Makedonya’dan göç eden aileler vardır. Burada oturan
halk, çamaşır ve bulaşık sularını kışlanın sınırlarını çevreleyen
-helezon şeklindeki- dikenli tellerin içine dökerler. Bu insanların,
kirli sularını dökecek başka uygun yerleri yoktur. Evlerde ne
kanalizasyon, ne de doğru dürüst fosseptik çukuru vardır. Sokak
zeminleri toprak ve düzgün olmadığı için, yağmur yağdığında ve su
döküldüğünde küçük su göletleri oluşur. Bu nedenle çamaşır ve bulaşık
suları ne evin bahçesine, ne de sokağa dökülebilir.
Kışladaki çınarlar, en az bir asırlık ağaçlardır. Uzaktan baktığınızda,
kışlanın içindeki idari ve koğuş binalarını çınar ağaçlarının
heybetinden zor görürsünüz. Hele baharın çınar ağaçları, yapraklarına
kavuştuğunda, bu kez kışlanın içindeki binaları hiç göremezsiniz. Sanki
asırlık çınar ağaçları, binaları siperlerine almıştır.
İşte, bu Batı Anadolu’nun zengin ilçesindeki kışlada Mustafa adında bir
genç askerliğini yapıyordu. Acemi birliğini Burdur Er Eğitim
Merkezi’nde yapmış, esmer uzun boylu biriydi. Bekardı.
Askere gitmeden önce ailesi evlendirmek istemişti. Her nedense o, bu işe yanaşmamıştı.
Mustafa o gün çevre nöbetine daha yeni başlamıştı. Belinde kasaturası,
omzunda Kırıkkale yapısı kurmalı tüfek, ayağında yeni postal, postalın
üstünde beyaz tozluk. Yaprakları sararıp, dökülmeye yüz tutmuş, asırlık
çınar ağaçlarının arasında bir görünüp, bir kaybolarak çevre nöbetini
tutuyordu.
Gökyüzü bulutsuz, lekesiz mavi çarşaf gibiydi. Bunaltıcı sıcak yaz günlerinin geride kaldığı günlerdi.
Cemile, ekim ayının yarılandığı serin bir güz sabahında erkenden
kalktı, çamaşır yıkadı. Kovaya doldurduğu kirli çamaşır sularını -her
zaman olduğu gibi- evlerinin önünde bulunan kışlanın tel örgülerine
dökecekti. İşte, ne olduysa o anda oldu: Cemile kovayla tam kirli
çamaşır suyunu dökeceği sırada başını kaldırdı, o an da, tel örgünün
öbür yüzünde, on adım ötesinde, koca çınar ağacının gövdesine yaslanmış
Mustafa ile göz göze geldi. Elinde kova, donakaldı...
...............................
On beş gündür yakından tanışıyorlardı artık.
O gün kentin pazarıydı.
Cemile, evin pazarlığını yapmak için evden izin kopardı. Oysa babası
kızını kolay kolay pazara yalnız salmazdı. Yine de salmazdı, ama erkek
kardeşinin babasıyla bahçelerinde işleri vardı. Annesinin de ayakları
ağrıyordu...
Bu durumlar Cemile için bulunmaz bir fırsattı.
2
BİR KAÇIŞIN ÖYKÜSÜ
Mustafa da o gün birliğinden çarsı izni alabildi. Birkaç gün önceden ayarlanan randevu ile gizlice kentin parkında buluşuldu.
Mustafa üniformalıydı. Cemile de şık giyinmişti. Ne de olsa elinden terzilik geliyordu. Az dikmemişti konu komşuya giyim kuşam.
Daha baştan yakalanmamak için birbirleriyle tokalaşmadılar. Göz-kaş
işaretleriyle ilerlemeye başladılar. Gözlerden uzak olmak için parkın
en tenha yerlerine gideceklerdi. Bunun için de iş anlaşılmasın diye
Mustafa önden, Cemile de bir kaç adım gerisinden gidiyordu. Önlerine
çıkan merdivenlerden parkın en yüksek yerlerine doğru yürümeye
başladılar. Sonunda, gözlerden ırak bir yer buldular. Genç bir çam
ağacının dibine oturdular. Bulundukları yer, parkın en sağ ve en dip
kısmıydı. Önlerindeki duvar Şehitler İlkokulu’nun arka bahçe duvarıydı.
Sağ taraflarında Ciğerim’in bağları vardı. Kentin ünlü dokuma fabrikası
ise arkalarında kalmıştı. Parkın bu kısımlarında kaçamak aşklar
yaşanırdı. Bazen, polis ve halk tarafından yakalananlar da olurdu.
Cemile’nin bu tür olaylardan kulağı delik olduğu için tedirgin ve
heyecanlıydı. Mustafa ise daha sakindi; Cemile’nin tedirginliğini ve
heyecanını yatıştırmaya çalışıyordu. O gün kentin pazarı olduğu için
parkın en tenha günlerindendi.
Gelecekleriyle ilgili birçok konular üzerinde enine boyuna konuştular.
Cemile sözü dönüp dolaştırıp babasının üstüne getiriyordu. Haksız da
değildi. Tutucu bir Arnavut olan babası, nal dedi mi mıh demezdi.
Babasının Arnavut inadını çok iyi biliyordu Cemile.
Parktan ayrıldıklarında hava iyice bulutlanmıştı. Yağmurun eli kulağındaydı.
Cemile, Mustafa ile olan ilişkisini anasına anlattı. Sonra müstakbel
sevgilisini anasıyla tanıştırdı. Bu tanıştırmada Mustafa, anasından iyi
puan aldı. Anasından tepki almayan Cemile, durumu babasına da
bildirmesini istedi.
Birgün, anası kocasının uygun bir anını yakalayıp, konuyu açtı. Vay!
Sen misin açan. Yaşlı Arnavut baba iliklerine dek kızıp bağırarak:
-Ben tanımadığım, aslını neslini, soyunu sopunu bilmediğim kimseye kız vermem, dedi.
Anası:
-Gider öğreniriz, bakarız; uygunsa veririz.
Bu kez Arnavut baba biraz daha yumuşak sesle:
-Hayır! olmaz. Uzatmayın.
Mutfaktaki tartışmayı dinleyen Cemile içinden: “Bak, nasıl oluyor. Görürsünüz siz.” Dedi.
Cemile, ana-babasının bu konuşmalarından sonraki ilk görüşmesinde
durumu Mustafa’ya aktardı. Mustafa’nın morali bozuldu, üzüldü. Bunu
sezinleyen Cemile:
-Üzülme Mustafa, benim mutluluğumu düşünmeyeni ben hiç düşünmem.
Tezkere gününe kadar anacığımla ikna etmeye çalışırız, olmazsa en
sonunda kaçarız, dedi.
O an, Cemile’nin “kaçarız” sözü ona büyük bir cesaret ve umut verdi.
Günler su gibi akıp gidiyordu.
3
BİR KAÇIŞIN ÖYKÜSÜ
Mustafa’nın tezkeresine iki gün kalmıştı. Cemile ile Mustafa bir gün
önce yine buluşup konuştular. kaçacaktı Cemile, kararını vermişti.
Son gün gelip çattı. Mustafa’nın heyecandan içi içine sığmıyordu.
Sivillerini bile giymişti. Komutanın tezkeresini imzalamasını
bekliyordu. Ve sonunda o an geldi. Komutanları ve asker arkadaşlarıyla
vedalaştı. Birliğinden ayrıldı. Elinde valizi ile Cemilelerin evinin
önünden geçti.
Kapı komşularının kızı olan arkadaşı Hatice, Cemile’nin Mustafa ile
olan ilişkisini biliyordu. Cemile her şeyi anlatmıştı ona. Şimdi de
Mustafa’yı evlerinin önünden geçerken gören Hatice, Cemile’ye haber
uçurmakta gecikmedi.
Mustafa Cemile’yi iki sokak aşağıda, köşe başında bekliyordu.
Hatice’den haberi alan Cemile, bohçasını kaptığı gibi yıldırım hızıyla
sokağa fırladı... Servi boylu Cemile’nin, hafif esen rüzgârda
-koşarken- omuzlarından aşağıya dökülen altın sarısı saçları
savruluyordu. İki sokak aşağıda buluşup, büyük bir coşkuyla
kucaklaştılar.
Bu zamana dek ilk kez bu denli yakın olmuşlardı. Her şey vız gelirdi
bundan sonra. Ok yaydan çıkmıştı bir kere. Dönüşü olmayan bir yola
girilmişti. Artık, o da bilmiyordu arkasına takılıp kaçmakla iyi mi
kötü mü ettiğini.
Mustafa’nın bir elinde valiz, diğer elinde Cemile’nin eli, el ele tren istasyonuna doğru hareket ettiler.
Birbirlerine kavuştular ya dünya umurlarında bile değildi.
İstasyona girdiklerinde, garın önü tıka basa yolcularla doluydu. Böyle
olurdu hep. Yolcuların çoğu çevre köylerden gelen köylülerdi.
İzmir’den gelen Afyon Postasının -yolcu ve eşya dolu yüküyle- yorgun
olduğu gara girerken çıkardığı fışıltılardan anlaşılıyordu...
İnenlerden çok binenler oldu. Trenin yükü bu kez eskisinden daha da
ağırlaştı.
Cemile ile Mustafa o kalabalık arasında güç bela trene binebildiler.
Tren gardan ağır ağır hareket etmeye başladı. Boş bir kompartıman bulup
oturdular. Birlikte geride kalan kente doğru baktılar. Cemile kendini
tutamadı....
Tren Kurtuluş mahallesinden geçerken acı bir düdük çalmaya başladı. Trenin düdüğü Cemile’nin gözyaşlarına ortak oluyordu.
Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır